“Ömür” dediğin, doğumla ölüm arasındaki yolculuk. Bir bilinmezden gelip, bilinmeyen bir bilinmeze dönüş serüveni bir bakıma. Bildiklerim devede kulak; cevabını veremediklerim derya deniz. Değiştirilemeyen tek gerçeklik ise, ister alim ol, ister kör cahil ve de nasıl yaşarsan yaşa, bu dünyadaki misafirliğin gün sayılarına sığacak kadar az olması. “Doğum, 9 aylık bir yaşamın sonu; başka bir sona atılan ilk adım hatta. En büyük kopuşun adına “doğmak” deniyorsa; - Ki, tek başınalığın ya da bağımsızlığın da ilk adımı bu - yani anne ile göbek bağının kesilmesine dayanabiliyorsa insan, hangi acıya, hangi ayrılığa, hangi yoksunluğa dayanamaz ki? O zaman neden korkuyoruz hayattan ve yaşamaktan?!
Yaşamın kaskatı sonlu olma gerçeği bilinirken, yaşamsal gereksinimlerin dışındaki mal, mülk, para gibi araçların neden esiri olur insan. Ya da verdikçe arsızlaşan ve daha çok da makam, mevki, başkalarından üstün olma duyguları ile beslenen egonun sesine neden tıkanmaz kulaklar. İnsan onurunu rencide eden ve insanca yaşamanın önünde set oluşturan akla ziyan adetlerin sürdürülmesi, kök salmak adına gelecek nesillere aktarılıyor çoğunlukla. Çünkü kopamıyorlar yaşadıkları yerlerden. Yeni başlamalara cesaret edemiyor, tutunamayacaklarından korkuyorlar. Üstelik “Ben olmazsam ardımdakiler ayakta duramaz, yaşam mücadelesi veremez, hasretime dayanamaz” gibi bahanelere önce kendileri inanıp sonra da birlikte oldukları insanları inandırıyorlar. Mutlu bir hayat için illa da uçup konmak şart değil tabiî ki. Sahip oldukları ile mutluluğu yakalayanlara sözüm yok. Ama bir yanda cehennem hayatı yaşayıp, diğer yandan değişme ve değiştirme olanağı olduğu halde, zincirlerini koparamayan ve yaşam koşullarına “kader” diyerek yetinenlere sözüm
Kök salmak bana göre değil. Var eden kuvvet kök salmamı isteseydi, bir ceviz ağacı yapardı beni Gülhane Parkında. Ceviz ağacı demem lafın gelişi. İlla da kök salmamız gerekseydi, İnsan ormanında her birimiz farklı bir ağaç olurduk demeye çalışıyorum. Kök salmaktan kastım, insanların Atalarını, gelmişini-geçmişini, köklerini unutması, yok sayması değil. Buna zaten olanak da yok. Çünkü köklerle yürek telleri arasındaki görünmez manevi bağ, daha ana rahmindeyken kenetleşiyor. Keza korku, sevgi, kin ve nefret gibi tohumlarının atıldığı yer de burası. Ki, anne karnında atılan o tohumlar, hayat yolumuzun yön gösteren okları da oluyor çoğunlukla. Tamam, sadece genler değil, doğduğun aile, çevre ve yaşam koşulları, eğitim gibi birçok etken rol oynuyor hayat yolu seçiminde. Ama yine de, kaderimizi kararlarımızın belirlediği yadsınamaz. Bilimsel olarak da kanıtlandı ki, bu tohumlardan hangisini sularsak onlar çiçekler açıyor hayat yolumuzda.
Evet, kök salmak bana göre değil. Bağ dediğin yürekler arasında olmalı. Sevda tutkum, sevgi ışığım oldu hep. İçimdeki kin, nefret, korku, kıskançlık ve kibir gibi tohumların yeşermesine hiç izin vermedim. Hayat yolunda, düşüp-kalkmaktan, uçup-konmaktan, sonunda acı çekerim korkusuyla sevmekten, aşka düşmekten de hiç korkmadım. Dünya bir yanda, sevdiğim öbür yanda tek oldu hep. Kimsenin aklından “Mutlu azınlık” falan diye geçmesin. Anıra-anıra ağladığım da oldu, kahkahalarla güldüğüm de. Gözümden kan da damladı, sevinç gözyaşları da. Varlığı da yaşadım, bir gecede iflas etmeyi de (5 Nisan kararları. Dolar bir gecede 8 bin liradan 42 bin liraya fırlamış ve 38 bin lirada sabitlenmişti). Sabah olmayan gecelerim de oldu, sabah olmasını istemediğim, ruhumun bedenimden uçup gittiği gecelerim de. Hep hayallerim oldu; çoğu gerçekleşmedi. Ne gam? Hani “Senin hayallerin bile bana yetişemez” sözünü kanıtlarcasına, hayat bana hayalini kurmadığım öyle gerçekler yaşattı ki, hayallerim bu gerçeklere dar geldi. Bazen çağlayan oldum, bazen sakin bir liman.
Sevginin hızla yok olduğu, kin, nefret ve öfkenin, bunca savaş, acı ve korkunun, bunca kibir ve cehaletin ve de güce tapanların kol gezdiği dünyada hala sevgiyi yaşatıyorsam ve yaşayabiliyorsam, içimdeki sevgi tohumlarını sulayıp çiçek açmalarına izin verdiğimdendir. En önemlisi de, hayat yoluma güzel insanların çıkmasındandır. Teşekkürler hayat! Onları karşıma çıkardığın için. Teşekkürler hayat! Düşünü kurmadığım gerçekleri de yaşattığın için.
Yüksel Erdoğru
Teşekkürler Hayat


Yaşamın Renkleri
Yayın Saati: 8 Kasım Pazartesi 14:00




Yorumlar
Iste bende yukardaki bu mukemmel bir uslup ile anlatilan bu hayat tablosunda o zincirin merkezini aradim ve buldum.....cok mutluyum....bu mutlulugum paraya tahvil edilemez....!!
Yuksel hanimi cidden icden tebrik ediyorum...
Fark ettigim bir sey var...o da Turkceye yerlesmis olan yeni terimler ile ifade seklinin bana yabanci olmasi. Nedense ben eski terimlere ve uslub sekline sadik kalmayi tercih ediyorum.
Eski cumle yapilarinda ve lugatlarinda daha bir agirlik ve renklilik bulabiliyorum....
Bunları ayıran insan olmak zor.
Bilgiçlik taslamak, konuşmak kolay,
Az ve öz konuşup susan olmak zor.
Akıl vermek kolay, iş bozmak kolay,
Bozuğu onaran insan olmak zor.
Niyet etmek kolay, başlamak kolay,
Bir işi bitiren insan olmak zor.
Bu güzel yazinizdan dolayi sizi kutluyorum,gercekler i bizlere o kadar güzel anlatiyorsunuz ki size nekadar tesekkür etsem azdir,yazilarinizin devamini bekliyorum,calismala rinizda basarilarinizin devamini diliyorum.
Sevgi ve Saygilarimla
Sevghi dolu saygılarımla..
RSS beslemesi, bu iletideki yorumlar için.