
98 SENELİK KOCA ÇINAR, NAİL ÇAKIRHAN
O bir şair.. O bir yazar.. Devrime bir ömür vermiş bir komünist.. Nazım Hikmet’in hapishane arkadaşı.. Türkiye’nin en genç düşünce suçlusu.. Oğlunun yüzünü 42 yıl sonra görüp kucaklayabilen bir baba.. Mimarlık eğitimi almadan, Ağa Han Mimarlık Ödülünü alan bir mimar..
98 yaşındaki Nail Çakırhan’ın Muğla Yücelen Hastanesinde tedavi gördüğünü öğrenince, ziyaretine gittim. 3. kattaki odasına çıktığımda, eşi Arkeolog Prof.Dr. Halet Çambel karşıladı. Türkiye’nin olimpiyatlara katılan ilk bayan sporcusu olan 92 yaşındaki Prof.Dr. Halet Çambel, çok üzgün ama dimdikti; elimden tutarak, “Nail bey şu anda uyuyor, sizinle salonda oturalım” dedi. Oturduk, elim hala avucundaydı.. Doktorların Nail beye ziyaretçi yasağı koyduğunu söyledi. Hastalığı ile ilgili kısaca bilgi verirken zorlandığını hissettim Nail Çakırhan’ın bebeğinin..

Arkeolog Prof.Dr.Halet Çambel
Nail V. Çakırhan, “Canım Halet’çiğim / Üç Hapishaneden Mektuplar kitabında, Halet Çambel’e “ bebeğim” diyor. 30 Haziran 1948′de Sultanahmet’ten yani hapishaneden çıkmasına 33 gün kala, Halet’e yazdığı mektupta :
“Kapıda bulunacaksın sen o gün… Otomobil de hazır olacak kapıda… Ben hemen oracıkta, sana sarılıp sarılıp öpmemek için, doya doya kucaklamamak için seni, kendimi zor tutacağım çıkınca…
Durmak yok. Doğru taksiye… Ver elini Bebek… Bebek’te oturup içeceğiz seninle… Çok değil, ayak üstü biraz… Susuzluğumuz dinsin diye yalnız… İçerken bile ben gözlerimi kapayıp evimizi, odamızı göreceğim hep, evimizi, odamızı tadacağım içimden, yudum yudum…
“Bak peşin pazarlık: O gün ışık söndürmek yok hiç. Ben o gece hiç ama hiç uyumayacağım. Bebeğime bakıp bakıp dalacağım hep. Benim canım bebeğimi seyredeceğim uyurken… Gözlerinin yumuluşunu, yumuk yumuk nefes alış verişlerini… Sonra sabah olunca uyanışını… Tatlı tatlı gerinişlerini…
“Gece rüyalarında bile ayrılmayacağım bebeğimden. Upuzanıkken o rüyaları ben de görmüş gibi olacağım onunla…
“Sabah… çayını ben hazırlayacağım bebeğimin… uyandırmadan… ekmeğini elimle kızartacağım… yudum yudum çayını ben içireceğim…
Ben soyup, ben giydireceğim, ben yedirip ben içireceğim. Saçlarını ben tarayacağım. Ben yıkayıp, ben kurulayacağım.
“Hey Allah’ım sen bilirsin…
“Ah! Ah benim caaanım bebeğim!..” diyor Nail Çakırkan..
Yavaşça yerimden kalkıp “Ziyaretçi defteri var mı? diye sordum; “hayır, sanmıyorum” dedi. İçimden “keşke olsaydı, onu anlatmaya kimsenin kalemi yetmese bile, gelenler yüreklerindeki saygı ve sevgiyi akıtırlardı deftere” diye geçiridim. Sağlık dileklerimi ve saygılarımı bırakarak yanından ayrıldım Prof.Dr.Halet Çambel’in..
Dönüşte, yol boyunca, belleğimdeki ”Kadın Telakkisi” şiiri, Atatürk’ün “Bırakın çocuğu! ayıptır…” talimatı ve mimarlık eğitimi almamış olmasına rağmen Ağa Han Mimarlık Ödülünü kazanan Nail Çakırhan’la ilgili parça-parça, kopuk bilgiler uçuşuyordu.
Kısa bir araştırma yaptığımda, usta kalemlerden birkaçının yazdıklarının altını çizmeden edemedim:
İlhan Selcuk: Şair, devrimci, yazar, örgütçü, hapishaneci, kavgacı, mimar, sosyalist Nail V. ömrünün ikinci yarısında durulurken insanın kızılından doğanın yeşiline dönüyen çevre dostu kimliğini vurguladı.
Nail V. 20′nci yüzyılın ikinci yarısında Nail Çakırhan’a dönüştü.
İkisinin de kimliği birdir: Nail V. insanın, Nail Çakırhan doanın sömürülmesine karşı savaştı.
“Sencil Felsefenin güzelliği”, Cumhuriyet, 2 Nisan 1997
Doç.Dr. Namık Açıkgöz: “Şiir tarzıyla N.Hikmet’i andıran Nail V., duyuş, ifade ve ses bakımından ondan daha zengin ve samimidir. Atilla İlhan da, yeni şekle büründürdüğü gazel tarzında Nail V.’den etkilense gerek”. (Türk Ocakları Yıllığı, l997).
Mehmet Esatoğlu: “Çakırhan; yüreğinde, kafasında eşit ve özgür bir dünya görüşünü yitirmemiş, ömrü boyunca bu yolda uğraş vermiş ve ağır bedeller ödemiş bir aydınımız. İnsanlık bir gün Nail Çakırhan’ın düşlediği dünyaya ulaşacak”. (”Hoşgeldin… Yürüyelim”, Evrensel Kültür, Ekim 1997).
Rasih Nuri İleri: “Nail’in politik görüşleri ve mücadelesi ortadadır, ancak asıl önemli olan onun doğustan ince bir şair ruhuna, kabiliyetine sahip olmasıdır. Türkiye Komünist Partisi’nde şiir yazanlar oldukça fazladır, oysa şair olanlar yalnızca Nazım Hikmet ve Nail V.’dir.
Oktay Akbal: “Çakırhan şiirden kopmuştu. Belki yarım yüzyıl olmuştu şiir yazmayalı… Mimarmıydı? Mimardan başka bir şeydi. Ağa Han ödülünü kazandığı zaman bazı çevreler mimar öğrenimi yapmadığını ileri sürerek küçümsemişlerdi. Mimarların en büyüğü Mimar Sinan mimarlık öğreniminden geçmiş gibi!” (Nail V.’den Çakırhan’a, Milliyet, 13 Mayıs 1997)
Muharrem Aslan: “Bu şiiri yıllardır, kürsülerden Nazım Hikmet’in diye dinledim. Karşılaştığım yüzlerce yazıda Nazım imzasını gördüm. Siz de google üzerinden bir tarama yaptığınızda,yüzlerce sitede bu şiirin Nazım Hikmet imzasıyla yayınlanmakta olduğunu görürsünüz…….” diyor ve doğru bilgiğini sandığı yanlışını düzeltmek için ”Kolay kabulcülüğe bir gönderme” başlıklı yazısında “BU MÜKEMMEL ŞİİRİN ŞAİRİ KİM?” den yola çıkarak araştırmalar yapıyor ve şiirin Nail V.’ye ait olduğunu ispatlıyor.
Kadın Telakkisi
Kimi der ki kadın;
Uzun kış gecelerinde,
Serip* bir döşek gibi
Yatmak içindir.
Kimi der ki kadın;
Yeşil bir harman yerinde,
Dokuz zilli bir köçek gibi
Oynatmak içindir.
Kimi der ki, hamur yoğurur.
Kimi der ki, çocuk doğurur.
Her ağızdan bir söz:
Kimi der ki, ilk göz ağrım.
Kimi der ki, onunla dolu bağrım.
Kimi der ki, bunca yıldır yaşıyorum ayalidir.
Kimi der ki, boynumda taşıyorum vebalimdir.
Ne bu,
ne şu.
Ne öyle,
ne böyle
Ne döşek,
ne köçek.
Ne ayal,
ne vebal…
O benim;
Kollarım, bacaklarım, dudaklarım,
Ve başımdır..
Yavrum, anam, öz kardeşim, karım
Hayat arkadaşımdır.
Haftalık Resimli Ay – Ocak 1931, Sayı 9
* Resimli Ay’da “çekip bir döşek gibi” olarak geçiyor.
Son mısra “Kavga yoldaşımdır” olacakken, kanuni sakıncadan dolayı, Nazım Hikmet’in önerisiyle “Hayat arkadaşımdır ” şeklinde basılıyor.
Birinci baskısı, Kasım 1996 yılında Scala Yayıncılık, Şiir Dizini’nde “Daha çok onlar yaşamalıydı” isimle yapılan şiir kitabının 31 ve 32. sayfalarında geçen yukarıdaki şiir, ilk defa Haftalık Resimli Ay – Ocak 1931, Sayı 9 yayınlanıyor. Bu şiirin şairi, Nail V.’dir.
1910 yılında Muğla’nın Ula ilçesinde doğan Nail Çakırhan, 98 yıllık yaşamında her dalı ayrı meyve veren bir çınar ağacına dönüşmüş.. Canan Yücel Eronat’ın dediği gibi, “Birikimini kendi toprağına tohumlamış”.. 1930-1940′lı yılların edebiyat dünyasında daha çok “Nail V.” adını kullanmış olan Nail Çakırhan, daha lise 10. sınıftayken “Kervan Dergisi” ni, lise sonda ise arkadaşları ile birlikte “Halka Doğru Dergisi” ni çıkarır. Halka Doğru’ dergisinde yayımlanan ‘Alev Yağmuru’ başlıklı şiiri yüzünden Konya Emniyeti tarafından gözaltına alınır. Tam da bakalorya sınavlarına hazırlandığı dönemdir. Sorgulamalar sırasında Ankara’dan bir telefon gelir; “Bırakın çocuğu! Ayıptır…” diyen Atatürk’tür.. Daha 15 yaşındayken Atatürk’ün talimatı ile hapsedilmekten kurtulur.
Aynı şiiri yüzünden bir kez de İstanbul’da dava açılır hakkında. Resimli Ay dergisinde çalışmakta olan Nazım Hikmet çok beğendiği şiiri Hukuk Fakültesi öğrencilerinin çıkarmakta oldukları ‘Hareket’ dergisinde yayımlatmıştır. Konya’da takipsizlik kararı aldığı halde İstanbul’da ki davada altı ay ceza yer. Ancak, temyiz bu kararı resen bozar ve beraatına karar verir. Nazım Hikmet’le de bu olay dalayısıyla tanışırlar.
Nazım’la dostlukları kısa sürede ilerler; 1930′da ortak kitapları 1+1=Bir’i çıkarlar. Bir dönem Nazım Hikmet’in babasının evinde birlikte yaşarlar. İki yıl sonra da ‘komünist teşkilat kurmak’tan gözaltına alınırlar . ”Cağaloğlu yokuşundaki polis teşkilatında bir ay boyunca işkence gördüm. Sonra da otuz arkadaşla birlikte cezaevine düştük. Bursa Cezaevi’nde Nazım’la aynı koğuştaydık. İki buçuk yıl kaldık. O bol bol şiir yazıp durdu” der Nazım için..
Çakırhan 1934 yılında, Cumhuriyet’in onuncu yılı kutlamaları nedeniyle hapislikten kurtulunca, yönünü sosyalizmi öğrenmek üzere Moskova’ya çevirir. Moskova’da üniversiteye devam ederken, bir tekstil fabrikasında da işçi olur. “Fabrika da dört bin kadar kız çalışıyor, hepsi de 18-20 yaşlarında. On kadar da erkek… Nasıl kurtulursun dört bin kızdan? Evlendim.” der. Evlendiği kızın adı Taisa’dır. 1937 yılının 27 Nisan’ında 8 aylık hamile karısını bırakıp Parti göreviyle Moskova’dan Türkiye’ye dönmek zorunda kalır. Eşinin karnında partiye emanet ettiği oğlunu, tam 42 yıl sonra kucaklayacaktır..
1940 yılında Halet Çambel’le evlenir.
1946 yılında kurucuları arasında yer aldığı Türkiye Sosyalist Emekçi Partisinin kapatılması üzerine tutuklanır ve 4 yıl yattıktan sonra 1950 affından yararlanarak serbest kalır. 1951 yılında kazı yapan ve restorasyonla
görevlendililen eşine yardım etemk için Karatepe (Kadirli/Adana) Aslantaş’a gider. Burada Öğrencileriyle kazı çalışmaları ve restorasyon işleri yapan Prof.Dr.Halet Çambel’in yanına yapı işlerinde deneyim kazanır. 1970 yılında doktorunun tavsiyesi ile Mugla / Akyaka köyüne yerleşir. Doğaya, çevreye duyduğu saygı ve bilinç gereği olarak, geleneksel bölge yapı otantiğine bağlı kalarak örnek evler inşa eder. Bu örnek evlerden biri 1983 yılında “Uluslararası Ağa Han Mimarlık Ödülü” almasını sağlar..
Nail Çakırhan, daha sonra bu evi müzeye dönüştürür. 1998 yılında sanat ve politika dünyasından gelen ünlülerin katılımı ile ”Nail Çakırhan ve Halet Çambel Kültür ve Sanatevi” hizmete girer. Ödüllü evin bahçesine inşa edilen bu sanatevi, duvarlarının büyük bir kısmı pencereli olduğundan ışığa her taraftan açıktır.

En büyük mimarlık ödüllerinden biri olana Ağa Han Mimarlık Ödülü’nün, Naim Çakırhan’a verilmesini kıskananlara, içine sindiremeyenlere en güzel cevabı Can Baba vermiştir.. “Yüksek mimardan geçilmeyen bu ülkede, yüksek olmayan mimar bir tek “Mimar Sinan var” diyordum. Bir ikincisi var yüksek olmayan bir mimar NAİL” (Can Yücel).
Nail Çakırhan, ardında hiç bir kalemin anlatmaya yetmiyeceği eserler bırakarak, 11 Ekim 2008 günü, saat 00.09′da boyut değiştirdi.. Güle güle Nail Cakırhan, güle güle… Işıklar içinde yat..
Yüksel Erdoğru
11.10.2008
GÜLE GÜLE BÜYÜK MİMAR


Yaşamın Renkleri
Yayın Saati: 8 Kasım Pazartesi 14:00




Yorumlar
RSS beslemesi, bu iletideki yorumlar için.