Geri zekalı olanların, aptalların delirdiği görülmüş şey değildir. Görülmez; çünkü olmayan “şey” deliremez.
Bu nedenle “M. Ali Ağca ya akıllıdır; ya da akıllıyken delirmiştir; veya deli taklidi yapmaktadır” diyebiliriz.
Bana göre “Verilen rolü çok güzel oynayan akıllı bir delidir” Ağca. Bu Mesih bozuntusuna keşke askerlik yaptırılsaydı. Yok gerçekten deli ise, - ki GATA’nın verdiği rapor bu yönde – o zaman da serbest bırakılmayıp tımarhaneye (Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi) konulsaydı. Orada tedavisi yapıldıktan sonra serbest bırakılsa, toplum bu katilden korunmuş olurdu.
Hatırlanacağı üzere Ağca’ya 2006 yılında “İleri derecede anti sosyal kişilik bozukluğu” tanısı konulmuştu. 18 Ocak 2010 tarihinde hapisten çıkar-çıkmaz yıldırım hızıyla GATA’ya götürülüp sağlık kontrolünden geçirildi ve “Askerliğe elverişli olmadığı” raporu verildi. Doktorlardan daha iyi bilecek halimiz yok. Bu raporu, M. Ali Ağca ile ilgili iki durum tespiti yapılmıştır diye yorumlayabiliriz.
1- Doktorlar, 2 saat gibi kısa bir süre içinde tanı koyabildiklerine göre, Ağca’nın rahatsızlığı, ruh sağlığının derinlemesine incelenmesine ve uzun süre testlerden geçirilmesine gerek duyulmayacak kadar bariz ve had safhadadır
2- Koskoca doktorların bir kişinin deli taklidi yapıp yapmadığını anlamamaları olası olmadığına göre, M.A. Ağca deli taklidi yapmamaktadır. Yani konulan teşhis doğrudur.
Bu kez de insanın aklında, Hipokrat yemini etmiş kişilerin böylesine tehlikeli bir vak’ayı bir kliniğe yatırmaları ve tedavi etmeleri / ettirmeleri gerekirken, serbest bırakmalarının etik olup olmadığı sorusu takılı kalmaktadır. Ruh sağlı bozuk, kime ne zaman ne yapacağı belli olmayan, Papa’yı öldürmeye kalkan, ülkenin nadir yetiştirdiği evlatlardan biri olan Abdi İpekçi’ye eli titremeden, yüreği sızlamadan kurşun sıkan bu adamın toplum içinde dolaşması ne kadar doğrudur? Verilen rapor bir anlamda “Delidir ne yapsa yeridir” raporudur. Yani onu sadece askerlikten muaf tutmakla kalmayıp, yapacağı eylemlerin sorumluluğundan da koruyacak niteliktedir. Yine ve yeniden bir cinayet işlemeyeceğinin garantisini kim verebilir? Ve bunun vebalini kimler taşıyacak, Ağca’nın eylemlerinden kimler sorumlu tutulacaktır?
Birkaç gündür M. Ali Ağca ile yatıp, M. Ali Ağca ile kalkar olduk. Televizyonlarda Ağca görüntüsünden çok medyanın birbirini itip kakalamasını seyrediyoruz. Deli önde, medya ordusu arkasında bir kovalamacadır gidiyor. Medya, bir ruh hastasının konuşmalarını ve görüntülerini ekrana taşıyıp, sanki özellikle bir kahraman yaratmaya çalışıyor. Terör cinayeti işleyip idamlık suç işleyen bir kişiyi 10 yılda serbest bırakan adaletin, “Adaletine” isyan etmesi gereken basın, sıra kendisine gelmediği için bu konuda kalem oynatmıyor. Ya da yazanların sayısı parmakla gösterilecek kadar az. Avukatı, Ağca’nın neden askerlik yapmak istemediğini “Müvekkilim dinsel inanç ve felsefi değerlerine aykırı olduğu için eline silah almayacağını “ söyledi diye açıklıyor. İyi de, bir hukukçu bunun emsal teşkil edebileceğini düşünemez mi? Yarın askerliği gelen biri de aynı gerekçelerle “askere gitmek istemiyorum“ derse, ona ne yanıt verilecektir?
Bu arada iktidarın, ele geçirdiği yazılı ve görsel basın vasıtasıyla halkı bir delinin peşine takıp gündemi değiştirmeye çalıştığı da ihtimal dahilindedir. Şu anda halk, volkanik bir dağ gibi uyanmaya ve lav püskürtmeye başlamıştır. Ülkenin dört bir yanında kar, yağmur, çamur, işsizlik, açlık, sefalet, kan ve gözyaşı var. Halkın devletine olan güveni azaldı. Polisinden, askerinden kuşku duyar hale getirildi. Yargıdaki çöküntü “Yargıda yangın var”, “Yargıya karşı savaş açılmıştır” şeklinde en yetkili ağızlardan dile getiriliyor. Üzerlerine su sıkılan, biber gazı kullanılan ve kış-kıyamette polisler tarafından parkın havuzuna itilen Tekel işçileri tüm baskılara göğüs gerip hak arama meşalesini yakmışlardır. Ölümüne mücadele etmektedirler. Tekel işçilerinin direnişine halk destek vermekte, doktorlar, eczacılar gibi hak arayanlara her gün yenileri katılmaktadır. Halk uyandıkça AKP her gün biraz daha kan kaybetmektedir. Ki, hükümetin en büyük korkulu rüyası, halkın uyanıp haksızlıkların, adaletsizliklerin farkına varıp hak aramaya başlamasıdır. Böyle bir ortamda M. Ali Ağca hükümetin ekmeğine yağ sürmüştür. Onu yandaş basın vasıtasıyla dikkatleri başka noktaya çekmek ve gündemi değiştirmek adına kullanmaktadır. Yeni Mesih’in gücünün AKP’yi kurtarmaya yetip-yetmeyeceğini hep birlikte göreceğiz.
Yüksel Erdoğru
Delidir Ne Yapsa Yeridir


Yaşamın Renkleri
Yayın Saati: 8 Kasım Pazartesi 14:00



