80 yıllık ilişkilerde İsviçre Konfederasyonu Başkanı Pascal Couchepin ilk kez geçen sene Ankara’yı ziyaret etti ve İsviçre’den Türkiye’ye gelen ilk devlet başkanı oldu. Gelirken de eli boş gelmeyip, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e Lozan antlaşmasının imzalandığı masayı hediye olarak getirdi. O masanın Türk’ler için ne büyük değer taşıdığını biliyordu; ama Abdullah Gül için bir anlam ifade etmediğinin ne yazık ki farkında değildi. Ta ki, Gül’ün düzenlenen törende masa için teşekkür etmeyi unuttuğu ana kadar. Danışmanları hatırlattığında da “Haa.. bir de masa var. Teşekkür etmem gerekiyor galiba” deyinceye kadar. Daha sonra bazı basın organlarının bu masa için “bir ihanet masası” diye yazdıklarında, tepki vermeyip üç maymunları oynadığını görünceye kadar. Susmak ya da görmezden gelmek de kabullenmek anlamına gelmez mi? Acaba bu Reisicumhur’larla Cumhurbaşkanları arasındaki ince çizgiden mi kaynaklanıyor? Bilindiği gibi bizim 3 Reisicumhurumuz, 8 de Cumhurbaşkanımız oldu. Atatürk, İnönü ve Bayar Reisicumhurdular. Kendilerini hem yurt içinde hem de yurt dışında kabul ettirmiş, büyük ve güçlü kişilikli kişilerdi. Onlardan hala Atatürk devri, İnönü devri, Bayar devri diye söz ediyoruz. Çünkü her biri, bir devir yaşatmışlardı. Daha sonra 8 tane asker ve sivil Cumhurbaşkanımız oldu. Ama ne yazık ki gururla anacağımız kendi devirlerini yaratamadılar. Görünen o ki, gelecekteki tarih kitapları Türkiye’de Sevr’in yeniden gerçekleşmesi için yapılan tüm çalışmalar, Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanlığı devrinde yapıldı diye yazacak.
Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanının, Türkiye’yi neredeyse haritadan silen Sevr anlaşmasını bilmemesi mümkün mü? Lozan’ın anlamına ve kazanımlarına sıradan bir vatandaştan daha fazla sahip çıkması gerekmez mi? Nasıl olur da, koskoca Çankaya Köşkünde her şeye yer bulundu da, bir o masaya yer bulunamaz? Dekorasyona ve yeni eşyalara meraklı olan Hayrünnisa hanımın günahına girmeyeyim ama, “Bu eski masa, köşkümüze hiç yakışmıyor Abdullah. En iyisi Bakanlar bir komisyon kurup bu masayı nereye koyacaklarına karar versinler” demiş olması bile olasıdır.
Basından öğrendiğimize göre, Devlet Resim ve Heykel Müzesinde tutulan tarihi masanın, Kurtuluş Savaşı Müzesi olarak faaliyet gösteren Birinci TBMM binasında sergilenmesi kararlaştırılmış. Cumhurbaşkanı da konuya olumlu yaklaşınca, Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay talimat vermiş ve tarihi masa müzeye konulmuş. Umarım oradadır ve umarım bodrum katlarında bir yerlere atılmamıştır.
Çünkü 86 yıllık o masa, ilk önce 600 yıldan fazla hükümran olan Osmanlı Hanedanlığına son verilip, Cumhuriyet rejimine geçildiğinin belgesidir. Sultanlık yapmak isteyenlerin onu görmeye dayanamamaları ondandır.
O, öyle bir masadır ki, yeni doğan Türkiye Cumhuriyeti’nin nüfus cüzdanı o masada yazılmıştır.
O, öyle bir masadır ki, sömürgeci güçler 8 ay ölü doğum olsun diye ellerinden geleni artlarına koymamışlar; ama sonunda nur topu gibi doğan Türkiye Cumhuriyetinin varlığını kabul etmek zorunda kalmışlardır.
O masada imzalanan belge, Türkiye Cumhuriyeti’nin bağımsızlığının, ulusal egemenliğinin, özgürlüğünün, sınırlarının ve diğer devletlerle eşitliğinin, dünya milletlerince kabul edildiğine şahitlik etmiştir.
86 yıl önce, 24 Temmuz 1923 tarihinde, Lozan’da İsmet İnönü’nün başkanlığındaki Türk heyetinin, Bulgaristan, Portekiz, Belçika ve SSCB temsilcilerinin de hazır bulunduğu konferansta, Birleşik Krallık, İtalya, Japonya, Yunanistan, Romanya ve Yugoslavya delegelerine Lozan Barış Antlaşmasına imza attırıp egemenlik bayrağını göndere çektikleri masadır.
O masa, ülkemizin varlık sebebi ve Türkiye’nin vicdanıdır. Öyle bir belgedir ki, Birinci Dünya Savaşını bitiren bütün anlaşmaların hiç biri bugün yürürlükte değilken, Lozan Anlaşması ilk günkü gibi yürürlüktedir.
O masada Türkiye Cumhuriyeti’nin tapusu imzalanmıştır; Türkiye Cumhuriyeti’nin tapusudur o, tapusu!!
Yüksel Erdoğru
24 Temmuz 2009
M A S A


Yaşamın Renkleri
Yayın Saati: 8 Kasım Pazartesi 14:00



