Sunday, May 20th

Last update08:41:35 PM GMT

You are here:: YAZI-MAKALE ATATÜRK’ÜN GÖZLERİNE BAK

ATATÜRK’ÜN GÖZLERİNE BAK

e-Posta Yazdır PDF
Yaklaşık 15-20 gündür sağ elimin parmaklarını kullanamıyorum.  Aslında sızlayan kolum. İçin-için bir sızı.  Koltuk altından başlayıp dirseğimde bitiyor.  Tekrar dirseğimden başlayıp orta parmak hizasına kadar devam ediyor; sızı haritamı kalemle çizebilirim.  Sızı dediysem, sızlandığımı sanmayın; zaten 3-5 saat olan uykumu bile uyuyamaz hale geldim. Çevremdeki Doktor olmayan doktorlar hemen teşhisi koydular: “Bilgisayarın başında çok oturuyorsun, sağ elin hep mausun üzerinde.  Ara ver yazmaya göreceksin hiçbir şeyciğin kalmayacak”.  Söyledikleri mantıklı geldi.  “Tamam” dedim; tamam bir süre yazmayıp kolumu ve parmaklarımı dinlendireceğim. 10 gün kadar bilgisayarımla uzaktan bakıştık birbirimizle.  Direndim, yazmadım.  Gel-gör ki, sızı azalacağına artmaya devam edince konunun uzmanına gitmeye karar verdim. Daha önce ortopedide muayene olup gerekli tetkikler yapıldığı için kireçlenme falan olmadığını biliyordum.  Muğla’daki Özel Yücelen Hastanesi’nden, Nöroloji bölümünde muayene olmak için 30.06.2009 tarihi için randevu aldım. Muayene odasına girdiğimde gergindim. Dr. Mustafa Gürsoy güler yüzle karşıladı beni. Gülen bir yüz görünce, kaslarınız gevşiyor; tokalaşmak için uzatılan ele, elimi uzatırken ben de gülümsedim.   “Buydur oturun, önce şikayetinizi dinleyeyim” dedi. Oturdum; kolumdaki sızıyı, sonra da 2005 yılında sevdiğim insanı ani kaybettiğimde yaşadığım şokla iki kez geçici transiyel iskemik atak geçirdiğim için korktuğumu anlattım.  Dikkatlice dinledi, sonra da “hadi bakalım bir muayene edelim sizi” dedi. Muayene divanına oturdum. Elindeki küçük çekiçle parmaklarıma, dirseklerime, diz kapaklarıma minik darbelerle vurmaya başladı. “Çok güzel” dedi. Her vurduğu kasın titreştiğini, tepki verdiğini ben bile görebiliyordum.  Sağ ve sol kulağım da eşit seslere eşit tepki verdi. Sert bir cisimle sağ ve sol kol ve bacaklarımı çizdi.  İki taraf arasında fark olup olmadığını sordu; “hayır aynı duyarlılıkta” dedim.  Ayak tabanımı çizmeye kalktığında, bacağım öyle bir havaya fırladı ki, yakın dursa kesin tekmeyi yemişti başına doktorum.  “ooooo! Gıdıklanmadan öte kuvvetli bir refleks” dedi; gülüştük.  “şimdi göz dibine bakacağım” deyip masasından ışıklı bir kalem alıp geldi.  Sonra da, karşı duvarı göstererek  “ATATÜRK’ÜN GÖZLERİNE BAK” dedi. atatürk_003O ana kadar bulunduğum odanın içinde neler olduğuna da, duvarlarda asılı olanlara da bakmamıştım. Doktorun masasının arkasındaki duvara Atatürk’ün fotoğrafını, diplomasını ve diğer belge ve sertifikaları astığını görmemiştim.  Bakıp da görmemek bu olsa gerek.  Başımı kaldırıp karşı duvara baktım.  Ata’mla göz-göze geldik.  Doktor benim göz dibime ışık tutmuş bakıyordu, ben Atatürk’ümün göz diplerine.  Kilitlendim. “pırıl-pırıl gözler” dedi doktor.  “Evet, pırıl-pırıl, çakmak-çakmak.. alev-alev” dedim iki damla yaş yanaklarıma süzülürken. “gözler” dedi doktor, “gözlerinizde de sorun yok”.  Defalarca göz dibi muayenesi olmuştum. Doktorlar hep “sağ kulak mememe bak, sol kulak mememe bak, ya da parmağımı takip et derleri. Uzağa baktırdıklarında da karşımda harfleri gösteren bir tabela olur, oradaki harfleri okuturlardı. Hayatımda ilk kez Atatürk’ümün gözlerinin içine bakarak gözlerim muayene ediliyordu. Hayatımızda bazı anlar vardır, hissettiklerimizi anlatacak kelime bulamayız.  Şu anda aynı çaresizliğini yaşıyorum. O an hissettiklerimi anlatmak için kelimelerim yetersiz. Doktorun sesiyle çözüldüm. “yaptığım muayenede kolunuzdaki sızıyı izah edecek bir bulguya rastlamadım.  Bir de servikal spinal MRG yapılsın, sonucuna göre yeniden konuşalım” dedi. Yapılacak tetkiki yazdığı kağıdı aldım ve Teşekkür edip çıktım odasından. Servikal Spinal MRG  sonucunu aldığımda, doktora götürmeden bir merak raporun sonuç bölümüne baktım.  “Normal Sınırlarda” yazıyordu.  Üst kısımda 11 maddelik anlamadığım tıbbi terimler vardı.  Anladığım ise, hepsinin karşısında “normal” yazmasıydı. Sevinme ile üzülme arasında bir ruh haline girdim.  Çünkü, adı konulamayan hastalıklar hep ürkütür beni. Neticeyi göstermek için Dr.Mustafa Gürsoy’un odasına çıktım; yerinde yoktu.  Hemşiresi “Yoğun bakımdaki bir hastanın yanına gittiğini, ne zaman döneceğinin belli olmadığını” söyledi.  Bir koşu Kurumsal İletişim Sorumlusu Rengin Över’in yanına gidip, duvardaki fotoğrafları çekmek için izin aldım. Bu odadaki fotoğrafları belgelemeli, dişimi sıkarak da olsa hissettiklerimi yazmalıydım.

Emperyalistlerin yüzyıllardır gözü vatanımın topraklarında. Gizli ve büyük planlarını hayata geçirmek için içerideki işbirlikçilerle el-ele vermiş, ülkemi bölüp parçalamaya yok etmeye çalışmaktalar.  Bunları gördükçe zaman-zaman ümitsizliğe düştüğüm olmuyor değil.  İnsanlar Ak Ke Pe’den korktukları için duvarlarına Atatürk fotoğrafı asamazken, resmi kurum denilen yerlerden bile Atatürk fotoğrafları indirilirken, bu yürekli doktorun obje olarak Atatürk’ü seçip, hastalarına “Atatürk’e bak” demesi iliklerime kadar titretti beni.  Türkiye Cumhuriyeti’nin ilelebed payidar kalacağına olan inancım bir kez daha pekişti. Teşekkürler Sayın Dr. Mustafa Gürsoy.  Önünüzde saygıyla eğiliyorum. Böyle hekimleri bünyesinde çalıştırdığı için de Özel Yücelen Hastanesini yürekten kutluyorum. Yüksel Erdoğru 01.07.2009 Not: Yarın yine hastaneye gideceğim; her ne ise ismi konulmalı bu sızının.

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile