Sunday, May 20th

Last update08:41:35 PM GMT

You are here:: YAZI-MAKALE Aynalar Sana Tükürmesin! (Atatürk'ün Kurduğu CHP'sine Küsme Lüksümüz Yoktur!)

Aynalar Sana Tükürmesin! (Atatürk'ün Kurduğu CHP'sine Küsme Lüksümüz Yoktur!)

e-Posta Yazdır PDF
Son söyleyeceğimi, ön söyleyeyim. Seçim sandıklarından ya ülke ve ulus bütünlüğü olan laik, çağdaş, demokrat Atatürk Cumhuriyet'i çıkacaktır; ya da emperyalistlerin dayattığı Ilımlı İslam Anayasasını yapacak olan parti. AKP'ye oy vermek, bu vebale ortak olmak demekse, çeşitli bahanelerle oy kullanmayıp Cumhuriyet'imize sahip çıkmamak, daha büyük vebaldir. Bu konuda kimse bize hesap sormasa da, kendimize hesap veremeyiz. Çocuklarımıza, torunlarımıza hesap veremeyiz; yüzlerine bakacak yüzümüz kalmaz. Dahası aynalara bakamaz hale geliriz. Goethe, "Herkes kendi kapısının önünü temizlese şehir tertemiz olur" demiş. Kime sorsam bu söz çok doğu diyor. "Sen kapının önünü temizliyormusun?" diye sorduğumda ise, bin dereden su getirip, neden temizlemediğinin haklılığını ispatlamaya çalışıyor. Sonra da, "Ne olacak bu memleketin çöp sorunu?" diye sesini yükseltiyor. Oy kullanmamıza saatler kaldı. Buna rağmen seçim anketlerinde "kararsızların / çekimserlerin" oranı hala %15'ler civarında görünüyor. Bu Türkiye'nin kaderini, geleceğini etkileyebilecek kadar yüksek bir oran. Hepimiz bu ülkede yaşıyoruz. Birey olmanın, vatandaş olmanın ön koşulu (hem hakkı, hem görevi) oy kullanmaktır. Oy kullanmaya üşenmek, kafamızda yarattığımız şablona uygun lider bulamadığımızı bahane edip seçim sandığına gitmemek, sonra da "Ne olacak bu memleketin hali?" diye sözde ülkesini seven vatandaş numarası yapmak riyakarlıktır. Kararsızların ve çekimserlerin yaptığı budur. Öncelikle herkesin kendi yaşadığı il, ilçe ve beldede yaşadığı yerin geleceğini, kendi geleceğini, dahası ülkenin geleceğini etkileyecek partisini belirlemiş olması gerekir. Hiç kimsenin, ama hiç kimsenin parti genel başkanına küsüp, partisine sırt çevirme lüksü yoktur. Hiç kimsenin, "Benim oyum neyi değiştirir ki?" deme veya "olacakların sorumlusu olmak / katkıda bulunmak istemiyorum" gibi bahanelere sığınma hakkı ve lüksü de yoktur. Keza "burası küçücük bir belde, küçücük bir ilçe, sonuçları ne kadar etkiler ki?" gibi kolaycılığı seçme hakkı da yoktur. Herkesin öncelikle kendi yaşadığı bölgede vatandaşlık görevini yapması şarttır. 29 Mart seçiminin adı yerel seçim olsa da, sonuçların Türkiye'nin kaderini belirleyeceği sır değildir. Bilindiği gibi "laikliğe aykırı fiillerin odağı haline geldiği" için AKP kapatılıyordu. Anayasa Mahkemesi 6'ya karşı 5 oyla kapatma istemini reddetmişti. Yani AKP ciddi anlamda uyarıldı; takip ediliyor ve gerektiğinde yeniden dava açılacaktır. Keza şu anda gündemde tutulmasa bile, Türkiye'nin bölünmesini, parçalanmasını ve neticede yok olmasını da içeren ABD'nin Büyük Orta Doğu Projesinin eş başkanlığını, Türkiye Cumhuriyeti'nin Başbakanı kabul etmiştir. AKP, bu projenin gerçekleşmesi için, bir taşeron firma gibi çalışmakta, elinden geleni ardına koymamaktadır. İşte bu yüzden iktidar partisi seçimleri, yerel yönetim seçimi gibi değil, genel seçim atmosferine sokmuştur. Çünkü belediye başkanları kadar, İl Genel Meclis Üyeliklerinin oranı, hükümete ya güven tazeletecek, ya da halkın kendilerine güven duymadığını gösterecektir. AKP'nin oylarında yükseliş olması, iktidarı daha da cesaretlendirecek ve "Halk reformlarımızı destekliyor; biz halkın isteklerini yerine getiriyoruz" gerekçesiyle, okyanus ötesinden verilen görevi daha rahat yapmalarına zemin hazırlayacaktır. Şu anda iktidarın partisi olan AKP'nin tek rakibi, Türkiye Cumhuriyetine sahip çıkan, çağdaş, laik, sosyal demokrat Atatürk'ün partisi olan CHP'si ve kısmen de MHP'dir. Bu nedenle, CHP Belediye başkanlarının karşısına rakip olarak diğer partilerin belediye başkanları değil, bizzat hükümet çıkmaktadır. Yazılı ve görsel basında her gün izliyoruz. Başbakan, belediye başkanlarının rakibi kendisiymiş gibi mitingten-mitinge, açılıştan-açılışa koşup muhalefeti eleştiriyor. Ama aynı kürsüde "Devleti zayıflatacağını bile-bile, Türkiye'nin yeraltı ve yer üstü tüm varlıklarını özelleştirme adı altında neden sattığını, bu paraları nerelere kullandığını, 7 sene içinde ülkedeki işsiz ve aşsız insanların oranını %15'e nasıl çıkardığının hesabını veremiyor. Ne satışa çıkardığı ormanlardan bahsediyor; ne de can çekişen tarım ve hayvancılığımızdan. Varsa-yoksa Baykal'a yükleniyor. Keza kendisinin gidemediği yerlere de, milletvekilleri ve bakanlar gönderiyor. AKP belediye başkan adayı kürsüye çıkıp daha iki kelam etmeden, arkasında hükümetin görevlendirdiği bir milletvekili veya bakan beliriyor ve sanki kendisi belediye başkanı olacakmış gibi sözde yapacakları projeleri anlatmaya başlıyor. Sonra da mevcut yerel yöneticileri sahibinin sesi olarak tenkit etmeye başlıyor. Abartmıyorum; küçücük Marmaris'e bir hafta içinde üç tane bakanın gelip "Bir kere de bizi deneyin, bir kere de bizi başa getirin, bir kere de bize oy verin" diye halka yalvardıklarını kulaklarımla duydum. AKP, şu ana kadar ILIMLI İSLAM rejimini hayata geçiremediyse, bu ordu, basın ve yargının direnmesi sayesinde olmuştur. Onun için hükümet bu üç organı ele geçirmeye, susturmaya çalışmaktadır. Yapılan bütün ayak oyunları bu yüzdendir. Peki, Baykal'ın hataları yok mudur? Tabii ki vardır. Ama gün, ne bunların hesabının sorulacağı gündür, ne de kaygan zemin buna müsaittir. Hiç kimsenin "Baykal'a kızdığım için CHP'ye oy vermiyorum veya çekimser kalıyorum" deme hakkı ve lüksü yoktur. Bu, sorumsuzluktur. Bu, AKP'nin ekmeğine yağ sürmektir. Bu, AKP'ye "7 yıldır yaptıklarını beğeniyorum, onaylıyorum; yola devam" demektir. Şimdi herkese bir kez daha elini şakağına koyup düşünmeli ve vicdan muhasebesi yapmalıdır. Ulusal bütünlüğü olan laik, çağdaş, Atatürk ilke ve devrimlerine bağlı bir Cumhuriyet rejimini ile yönetilen bir Türkiye'de mi yaşamak istiyor? Yoksa Türkiye'yi çağlar gerisine götürecek Ilımlı İslam rejimi ile yönetilen bir ülkede mi yaşamak istiyor? Karar vermelidir. Karar vermekte zorlananların, aynaya bakmalarını öneririm. Yüksel Erdoğru 26.03.2009

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile