Sunday, May 20th

Last update08:41:35 PM GMT

You are here:: YAZI-MAKALE Pardon! Hangi kadınlar Günü?

Pardon! Hangi kadınlar Günü?

e-Posta Yazdır PDF

Sorun bende farkındayım.

Ya çağın gerisinde kalıyorum; ya gelmemiş çağda yaşıyorum.

İster "ikiyüzlülük" deyin, isterseniz "takiye"; dışlanmamak adına aynı ortamlarda bulunup, aynı kutlamaları yaptığım olmuyor değil.

Ama bu,  çoğunluğun yaptığı, çaldığı-söylediği-oynadığı, kutladığı şeyleri kabullendiğim anlamına gelmiyor.

Mesela, Aşık Mahsuni Şerif, arkadaşının vurulması üzerine "Dom-Dom Kurşunu" diye bir ağıt yakmış.  Bu türkü yıllardan beri ve hala günümüzde de düğünlerde, derneklerde diskolarda ne zaman çalınıp - söylense millet kendini ortalara atıp şakır-şakır kıvırtıp göbecik atmaya başlıyor. Ben garibanın beyni türkünün sözlerinde, gözü kıvırtanlarda oluyor. Keza Muğla yöresine ait "Aman Ormancı, Canım Ormancı" türküsü var.  1946 yılında yaşanmış gerçek bir dram sonucu yakılana bir ağıt.  Ama bu yöredeki nişan ve  düğünlerde, diskolar da dahil tüm eğlence yerlerinde çalınıp-söylenen, hiç oynamayanların bile kendini ortalara atıp kıvırttığı bir türkü.  Yine benim aklım 1946 yılında; pistte oynayanların görüntüsünü silip, yerlerine o acıyı, o dramı yaşayan insanları yerleştirmekte oluyor.  Müziğin ritmine uymak adına bile olsa, başkalarının çektiği acıları nasıl görmezden-bilmezden geldiklerine şaşıyorum.  Dahası "Artık sen de Marmaris'li oldun.  Bilmem demek olmaz; kalk oynayacaksın" denilerek kolumdan çekiştirildiğimde, kendimi, ortada leylek kanat çırpar gibi kollarımı bir aşağı - bir yukarı indirip kaldırırken buluyorum.

Şimdi "Hangi Kadınların Günü?" yazısı ile anlattıklarının ne alakası var diyeceksiniz. Haklısınız; dedim ya sorun bende.  Genel kabul görmüş şeyleri kabullenemiyorum çoğunlukla.  8 Mart, "Dünya Emekçi Kadınlar" Günüdür.  Başlangıcı 1857’lere dayanır.  "Emekçi" sıfatı ile daraltılmasının haksızlık olacağı, kadınlara eşit hakların verilmesinin dünya barışını güçlendireceği gerekçesi ile,  Birleşmiş Milletler Örgütü, 16 Aralık 1977 tarihinde 8 Mart'ın tüm kadınlar için "Dünya Kadınlar Günü" olarak kutlanmasını kararlaştırmış.  Sanki Emek veren kadın ile, emek vermeyen ve asalak yaşayan kadınları aynı kefeye koymak haksızlık değilmiş gibi.  Sanki tüm kadınları bir grubun içindeymiş gibi hissettirerek eşitlik sağlanırmış gibi.  Sanki çok özel anlamı olan "Dünya Emekçi Kadınlar" gününü; "sevgililer günü",  "Anneler günü", "Babalar günü"  gibi sıradanlaştırmanın kapitalizimin ekmeğine yağ sürmekten başka bir işe yaramayacağını bilmezden gelmek gibi.


Evini, ailesini, çocuklarını sahiplenmeyen, eşine çocuklarına şiddet uygulayan, dahası kendi öz kızına tecavüz eden baba, sırf  biyolojik baba olduğu için "Babalar Günü"nde kutlanmalımıdır? Bir tarafta tarlada, bahçede, fabrikada, farklı iş kollarında çalışıp, evininde de iki misli emek harcayan,  çocuklarını büyüten kadın var. Diğer yanda asalak,  kızını döven, satan, fuhuşa zorlayan kadın. Ayırımcılık yapmayacağız diye, her iki gruptaki kadınları dünya barışına katkı sağlayacaklar varsayımı ile  aynı grup içinde mi değerlendireceğiz? Burada emekçi kadınlara haksızlık yapılmış olmuyor mu?

Kadınlarla erkeklere eşit haklar verilmesi, yasalarla olur.  Belli bir kutlama gününün içinde olduğu için kendisini var hissetmesiyle değil.


Türkiye, 128 ülke içinde toplumsal cinsiyet eşitliği açısından 121. sıradaymış.  Erkek egemenler nasıl ki "erkek işi", "kadın işi" diye çıkarlarına göre iş bölümü yapmışlarsa, "ev kadını" ve  "çalışan kadın" sınıflamasını da yapmışlardır. Kaldı ki, çalışan kadınlar için eşit işe eşit ücret adaleti de sağlanamamıştır.   Ev kadınları, çalışan kadınlar gibi eve para getirmediği için, hem emekleri yok sayılmakta hem de genel olarak ikinci sınıf  (tüketici) kadın muamelesi görmektedir. Dışarıda aşçılık yapan, temizlik yapan, çamaşır yıkayıp ütü yapan, çocuk bakan kadın, "çalışan kadın" olmakta; aynı işleri evinde yapan kadının emeği göz ardı edilmektedir.  Yasalarla ev kadınlarının emeklerinin de çalışan kadınlar gibi değerlendirilmesi gerekir.  Ne yazık ki kadınlarımız emeğin yüceliğini, kutsallığını ve haklarını bilmiyorlar. Çünkü daha 0-7 yaşlarındayken, hakları "görev" olarak belletilmiş onlara; sadece öğretileni yapıyorlar. Etrafımız daha kendi  çocukluğunu yaşamamış, ilk başta eğitim hakkı olmak üzere birçok  insani hakkı elinden alınmış, hırpalanmış, güçsüz ve çaresiz bırakılmış çocuk annelerle dolu.  Bilenler, sonradan öğrenenler de çeşitli baskılar nedeniyle haklarını arayamıyorlar.  Kadınlar ne seslerini duyurabiliyorlar, ne de "var" sayılıyorlar.  Çünkü kadınlarla ilgili kararların alındığı, hakların verildiği ya da haklarının kısıtlandığı yerlerde kadının kendisi yok. Bu gün Türkiye Büyük Millet Meclisinde yanlış hatırlamıyorsam  sadece 46 kadın millet verilimiz var.  Sadece erkek egemen değil, (......................)*  egemen bir meclise sahibiz. Yasama, yürütme ve yargı ile ilgili tüm kararlar bu mecliste alınıyor. Mesela Prof. Dr. N.Gaye Erbatur "18 yaşın altında yapılan evliliklerin oranı %35'e ulaştı. Yani her 3 evlilikten biri erken yaşta yapılıyor. Erken yaşta zorla evliliklerin çocuk hakları ihlali ve çocuk istismarı ve şiddet olduğunu, uluslararası sözleşmelerce tanınmış insan haklarının ihlali anlamına gelen erken yaş evliliklerinin sebeplerinin araştırılıp, engellenmesi için neler yapılmasının gerektiğinin ortaya konulabilmesi için TBMM Başkanlığına önerge veriyor. Bu araştırma talebine gösterdiği gerekçelerde Adalet Bakanlığı'nda yapılan bir çalışmada evlilik yaşının fiilen zaten 14 olduğu gerekçesiyle hukuki olarak da bu yaşlara çekilebileceğinin tartışılması yapılıyor.  İşte çoğunluğu erkek olan ve yukarıda içini noktalı olarak bıraktığım ve herkesin vicdanına göre doldurması gereken bir TBMM'sinden kadın ve erkeğe eşit haklar tanıyan bir yasanın çıkarılabileceğini düşünmek hayaldir.


Ülkemizde her üç kadından biri şiddet görmekte ve ailenin namusunu iki ayağının arasında taşımaktadır.  Kadınlarımız geçim sıkıntısı altında ezilmektedir.

%65’i kadın erkek eşit olamaz diyen,

%65’ine, 8 Mart hiçbir şey ifade etmeyen,

%75’i gelecekten umutsuz olup hiç çaba sarf etmeyen,

%71’i televizyonla eğlenen,

%8’ sinema-tiyatro gibi kültürel etkinliklere katılan

Dünyadaki işlerin yaklaşık % 68’ini yapan,

Buna karşılık dünyadaki gelirin sadece %10’unu alabilen

Tüm kadınlarımızın Dünya Kadınlar Günü Kutlu olsun.


Benim kutlamam pek kuru oldu sanırım.  Ama dert etmeyin; 8 Mart günü sayın Başbakanımız “Ben feministlerin daniskasıyım; en az 3 çocuk yapın” şeklinde kadınlar gününüzü kutlayacaktır.


*Parantezin içini herkes aklını, vicdanını ve çıkarılan yasaları dikkate alarak doldurmalıdır.


Yüksel Erdoğru


Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile