Sunday, May 20th

Last update08:41:35 PM GMT

You are here:: YAZI-MAKALE Karanfiller Bugün Devrim Kokar

Karanfiller Bugün Devrim Kokar

e-Posta Yazdır PDF

Ahh" Uğur Mumcu Ahh!!  Halkın seni unutmadı. Hele devrimci ruhunu, ruhlarına "ruh ikizi" yapanlar hiç unutmadı.  Ama seni anladıklarından, uğruna savaş verdiğin değerlere sahip çıktıklarından emin değilim.  Nedeni, söylediklerini dinleyip, duymamalarından, yazdıklarını okuyup anlamamalarından kaynaklanıyor olabilir.  Çünkü uyarılarına kulak verip, tehlikenin büyüklüğünü kavrayabilseler,  bu gün yaşananlar yaşanmazdı Türkiye'de.  Sen, "Atatürkçüyüm, bağımsız Türkiye'den yanayım, laikim, anti-emperyalistim, insan hakları savunucusuyum, yobazların, hırsızların, hortumcuların düşmanıyım" diyordun.  Büyük öngörün, mangal gibi yüreğin, kılıçtan keskin kaleminle  bu gün başımıza gelenleri,  yaşadıklarımızı korkusuzca yazarak halkı uyandırmaya çalışıyordun. Baskılara, susturmalara, tehditlere aldırmadan "Korkmayın, her gün ölmektense, yabancılara uşaklık etmektense, bu uğurda ölmek şereftir" diyordun.  " Biz halkız yeniden doğarız ölümlerden"  diye haykırıyordun.  Ne yazık ki tehlikenin farkına, aydınlardan önce emperyalistler,  dini siyasete alet edenler vardı. Korktular; her uyarının altını kalın çizgilerle çizip, karşı argümanları harekete geçirdiler. Seni paramparça ederek ruhunu ve fikirlerini  susturdular.  Satılmış Amerikan uşaklarının yok olmamak için,  yok etmekten başka çareleri kalmamıştı çünkü.


Türkiye’nin hal-i pür melalini görsen şaşarsın.  Bu günlerde herkes Atatürk’çü oldu!  Kemalizm’i üst yapı devrimciliği diye niteleyen aydınlardan tut da, Atatürk’ü yok etmeye yemin etmiş yobazlara kadar herkes Atatürk’çü.  Bukalemun gibiler.  Dilleri boylarının 1-1,5 katı, hareketli ve yapışkanlar; tuttuklarını bırakmıyorlar.  Gözleri bağımsız; biri yukarı bakarken diğeri ile aşağı bakabiliyorlar.  Bulundukları ortama göre rahatlıkla renk değiştirebiliyorlar.  Demem o ki, şeriatçı, ırkçı, ümmetçi emperyalizm uşakları, amaçlarına ulaşmak için Atatürk’ü araç olarak kullanıyorlar.  Silahları da,  Mustafa Kemal Atatürk’ün ilkelerini belirlediği Cumhuriyet’imizin temel taşları.  Cumhuriyetçilik, Milliyetçilik, Halkçılık, Devletçilik, Laiklik ve Devrimcilik okları ile bize ateş ediyorlar. Kurtuluş Savasında binlerce şehit kanı dökülerek kurulmuş olan Cumhuriyet’imizi parçalayıp yok etmeye çalışıyorlar.  Konuşanlar susturuluyor. Yazarların kalemi kırılıyor. Mustafa Kemal Atatürk’ün ışık tuttuğu yolda gidenler, Ergenekon tertibi ile toplanıp, kara zindanlara atılıyor. (Haa unutmadan, bu vatan için kanlarını döken, canlarını veren 30 bin şehidimiz var.  Ana kuzusu fidanlarımız. Arkalarından “Şehitler ölmez, vatan bölünmez” diye bağırmaktan öte bir şey yapmadık.  Onların katilini ise insan haklarına saygılı olduğumuzdan beş yıldızlı oteldeymiş gibi ağırlıyoruz. Sabah kahvesini, akşam çayını içerken yalnızlıktan canı sıkılmasın diye yanına komşular bile taşıdık). Hem de sorgusuz sualsiz. Daha bu insanlara bir suç uydurup “sen şu suçtan dolayı içeridesin” bile diyemiyorlar.  Hastalanmaları, ölmeleri, intihar etmeleri bekleniyor.  Bu ülkenin ne zorluklarla yetiştirdiği koskoca komutanlar, akademisyenler, bilim, hukuk ve yargı insanları, sendika başkanları, yazarlarımız!… kimler yok ki aralarında?


Milli varlıklarımız yabancılara satıldı. İstihbaratımız bile onların elinde. Önü alınamayan siyasi ve töre cinayetleri işleniyor. Pilajlarda kara çarşaflı kadınlar, kara sakallı adamlar yüzüyor.  Genel müdürlerimiz THY salonlarında lastik terliklerle dolaşıyor.  Önü alınamayan siyasi ve töre cinayetleri işleniyor.  Bebekler kız olmadan, kadın yapılıyor.  Üretim yapılmadığı için dış ticaret açığı dudakları uçuklatıyor. Var olan çocukların karnını doyurabiliyormuş gibi, hala, “bana savaşta ölecek asker lazım; herkes en az 3 çocuk doğurmalı” nutukları atılıyor.  İşsizlik, kıtlık had safhada.  İnsanlar bir paket makarnaya, bir torba kömüre muhtaç duruma geldi.  Halkı bizden ve onlardan diye bölmeyi başardılar. Kimsenin adalete güveni kalmadı.   Emniyet Teşkilatını senin zamanında Pol-Bir, Pol-Der gibi derneklere bölmüşlerdi.  Şimdi farklı isimlerle bölmeyi başardılar.  Şimdi sıra kahramanlıklarıyla dünyaya parmak ısırtan, Türkiye Cumhuriyeti’nin yıkılmaz kalesi Türk Silahlı Kuvvetleri’ni parçalayıp bölmeye geldi. Tahrik ediyorlar.  İhtilal ortamı yaratıp darbe yapmaya zorluyorlar.  Şükür ki, her şeyin farkında olan ordumuz neyi ne zaman yapacağını, kimlerin önünde gidip, kimlerin ardında duracağının bilincindedir.


Gönül senin düşlediğin Türkiye’yi yazmak isterdi; başaramadık. Çaresiz, bugün yaşadıklarımızdan aklıma geliverenleri yazdım sevgili Mumcu. Tüm bu ahval ve şerait içinde dahi senin halkın umutsuz değildir; meraklanma.  Yarınlarımız devrimlere gebedir. Hem de biri solarken diğeri açan  yediveren gülleri gibi.  Doğum kim bilir belki yarın belki yarından da yakındır. Değil mi ki Atatürk’ümüz “Türkiye Cumhuriyeti ilelebed payidar kalacaktır” demiştir; buna tüm benliğimizle, kalbimizle ve ruhumuzla inancımız tamdır. Sen yerinde rahat uyu devrim şehidimiz!.



Yüksel Erdoğru


24.01.2009


Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile