2008 kapıdan çıkarken, 2009'un bacadan girmesine günler kaldı. Aslında Noel, her yıl 25 Aralık'ta İsa'nın doğumunun kutlandığı Hıristiyanların bayramıdır. Ülkemizdeki Müslümanların çoğu, Kuran-ı Kerim'de yazdığı için İsa'yı peygamber olarak kabul ederler; ama, doğum gününü kutlamayız derler. Oysa çoğunluk Yılbaşını Hıristiyanların Noel kutlamalarına benzer şekilde hindi yiyerek, çam ağacı süsleyerek, Noel Babalı kartlar göndererek kutlarlar. Bunun nedeni, büyük bir olasılıkla Noel'in zaman içinde dini anlamının zayıflatılmış, hatta yok edilmiş ve ekonomiyi canlandırma adına bir alışveriş ve hediye bayramına dönüştürülmüş olmasındandır. Nüfusunun %60'ından fazlası tanrıya inanmayan İngiltere, Fransa gibi ülkelerde bile Noel'in büyük bir coşkuyla ve alışveriş çılgınlığı ile kutlanmasını, İsa'nın doğumunun kutlandığı bayrama bağlamak pek gerçekci olmaz sanırım.
Yılbaşı genelde, yıllık takvim kullanan kültürler tarafından kutlanmaktadır. 31 Aralık saat: 24.00'de kadar yılbaşıyken, saat: 24.00'den sonra 1 Ocak, yani yeni yılın ilk günü başlamış olur. İnsanları bu yeni güne, farklı ortamlarda farklı şekilde başlamaya iten nedenler de farklıdır. Toplumların hayatlarında gerçekle ilgisi olmayan, akıl ve mantığa dayanmayan, yapıla-uygulana alışkanlık haline gelmiş ve nesilden nesile sirayet eden alışkanlıklar oluşur. Önce söylenti şeklinde başlayıp, "acaba?" ile beynin bir tarafına not edilen bu söylemler, giderek "ya doğruysa?" fikrine kayar. Bir de bunların gerçekleştiğini insanlar yaymaya başlarlarsa, "acabalar?" doğrulanmış olur ve genel kabul görmeye başlar. Neticede yanlışların genel kabul görmesi, toplumun yanlış olan yeni doğrularını yaratmış olur. Mesela, "yeni yıla uyuyarak girersen tüm yıl uyursun", "yeni yıla nasıl başlarsan, bütün yılın öyle geçer" (atla-zıpla, ye-iç eğlen ki tüm yılın öyle geçsin) "hediye alarak girersen, yıl boyu hediye verenlerin çok olur", "yeni yıla mutlu-pozitif insanlarla girersen, bütün yıl böyle insanlar çıkar karşına", "yeni yıla kırmızı don giyerek girersen, donanırsın" vb.. gibi gerçekle ilgisi olmayan söylemlerin Türkiye'deki yılbaşı kutlamalarında etkili olduğunu düşünüyorum. Tabii burada reklamların payı da çok büyük. İnsanları alışveriş yapmaya zorlayan, hediye almamanın / alamamanın aşağılayıcı bir şey olduğunu vurgulayan, insana kendinisini "sevdiklerine hediye verecek gücü ve zarafeti olmayan" duygusu yaşatan, daha da ötesi toplumdan dışlanmış hissettiren psikolojik baskı da reklamlar aracılığı ile yapılmaktadır. Yılbaşını evinde sıradan bir gece gibi geçiren insanlara, uzaydan gelmiş gibi hayretle bakan insanların sayısı gün geçtikçe artmaktadır.
Yılbaşı kutlamalarını, neyi kutladığımızı bilmeden, her tarafı neden çam ağaçları ile süslediğimizi, neden hindi dolması yediğimizi, tebrik kartı olarak neden Noel Babalı, çanlı, geyikli olanları seçtiğimizi bilmeden yapıyoruz. Herkes böyle yapıyor; "demekki bu doğru ve iyi bir şey" deyip taklit ediyoruz. (bu konuda Mahiye Morgul'ün www.akilcagi.com da yayınlanan "Yılbaşı Sedrus Katliam Bayramı" yazısını okumanızı öneririm).
Yeni yıla Ankara, İstanbul, İzmir gibi büyük şehirlerin belli meydanlarında hem daha ucuza, hem de çılgınca eğlenerek girmek mümkün. Ama daha çok geçlerin tercih ettikleri bu meydanları, aynı zamanda cinsel tacizciler ve sapıklar da tercih ettiği icin risk faktörü yüksek. Geçen seneTaksim'de bir turis kıza sözlü ve elle yapılan taciz görüntüleri, sanırım daha hafızalardan silinmemiştir.
Ekonomik nedenlerle dış mekanlara gidemeyenler, ya da kalabalıklardan hoşlanmayanlar yılbaşı çamlarını evlerinin köşesine çoktan yerleştirmiş olmalılar. Çam ağacının altını verecekleri hediyelerle doldurma telaşındadırlar. "Hindi dolması mı yapsam? tavuk dolması mı?" kararsızlığını saymazsak, kuruyemiş ve meyve alışverişi de sırada olmalı.
Birlikte yeni yıla girmek isteyen ailelerin sayısı da az değil. Ne de olsa imece eski geleneğimiz. Bir aile hindi dolmasını yapar, diğeri içkileri alır, ev sahibine de meyve ve kuruyemişleri almak (daha az masraflı; ne de olsa evi kullanılacak) kalır. Üç aile bir güzel yer-içer televizyon karşısında yeni yıla girerler.
Eğlence mekanlarında, otellerde yılbaşı masalarının yok sattığını duyuyor / okuyoruz. Mekan sahipleri her gün televizyonlarda seyrettiğimiz şarkıcıları - türkücüleri (illaki dansözleri de) yılbaşı gecesi kendi mekanlarında sahneye çıkarmak için astronomik rakamlarla rekabet içindeymişler. Haksız da değiller; kaz gelecek yerden tavuk esirgeyecek değiller ya. Nasıl olsa bu "sanatçıları!!" kanlı-canlı görmek için insanların bilerek ve de isteyerek kazıklanmayı göze alacaklarından eminler.
Dinciler "Müslümanlıkta yılbaşı kutlaması yoktur.. haramdır / günahtır!" diye fetva veredursunlar; bu, kutlama yapanların %99'unun Müslüman olduğu gerçeğini değiştirmez. Yeni yıla nasıl ve nerede girileceğini belirleyen ise sadece ekonomik güçtür. Çünkü ülkemiz imarethanelerin önünde sıcak bir çorba içmek için kuyruğa girmiş insanlardan tutun da, İstanbul'da bir otelin kral dairesinde yılbaşını geçirmek için 25 bin Avro ödeyecek gücü olan insanların yaşadığı adaletsiz gelir dağılımı olan bir ülke. Hak, hukuk, eşitlik, demokrasi, özgürlük, vb.. hepsi parasal gücün alt başlıkları olmuş durumda. Sonuçta sobada kestane közleyip, mısır patlatıp, tombala oynayarak yılbaşını kutlayan da, süt banyosundan sonra şampanya ile durulanan da Elhamdurullah Müslümanım diyor.
Türkiye ise yeni yılın yeni gününe uyandığında, Yılbaşı çamının dallarında eski sorunların yeni yıla devreden hediye paketlerini bulacak. PKK'dan Kıbrıs sorununa, sözde Ermeni soykırımından Ergenekon'a, AB üyeliğinden ekonomik krize, Eğitim ve sağlık sorunlarından Küresel ısınmaya, yerel seçimlerden çarşafa ve işten çıkarılma sorununa kadar neler yoktur ki bu hediyelerin içinde? İşin ilginç yanı bu paketler tam bir matruşka gibiler. Paketi ortasından açtığınızda, her birinin üzerinde emperyalizm yazan başka - başka bebekler çıkmakta. Ama bu gerçeği görmeyen, ya da işine gelmeyenler, matruşkaların üzerine "ellemek yasaktır" etiketi yapıştırıp süs bebekleri olarak vitrinde tutmaktalar.
Bu arada Noel Babanın Türkiye'nin bacasından girip yeniyıl çamına eski hediyeleri bıraktığını gören bazı kişilerin, camlarını açıp, "Heyy! Noel Baba, bunlar hediye değil, sen bizi kandırıyorsun" diye bağırdıklarını duyan olmuş. Noel Babanın da, " Hoh.. hohh.. hohoo!... akılla tanışmamış gafiller; siz hala Noel Babaya inanmaya devam ettikçe, sorunlarınız da artarak devam edecektir" dediğini ve geyiklerin çektiği kızağa binip kaçtığını görenler de olmuş. Ben anlatanların
yalancısıyım. Benden de YENİ YILDA ESKİ DİLEKLER...
Ocakta kaynatacak aşınız, o aşı kaynattıracak işiniz, hayal dünyanızda düşünüz, gerçeklere dayanacak gücünüz, ruh ve beden sağlığınız, en önemlisi de sizi insan yapan sevginiz hep yüreğinizde olsun..
Yüksel Erdoğru
YENİ YILDA ESKİ HEDİYELER


Yaşamın Renkleri
Yayın Saati: 8 Kasım Pazartesi 14:00



