Sunday, May 20th

Last update08:41:35 PM GMT

You are here:: YAZI-MAKALE Kalbinizin Dili

Kalbinizin Dili

e-Posta Yazdır PDF

Duygular yoğunlaşıp hızlı, güçlü veya düzensiz, ya da yavaş çalışarak kendi dilinde konuşmasa, çalışmasının farkında bile olmayız. Sessiz sedasız,  kendi-kendine, kendi ritminde çalışır durur.


Kan beynimize sıçradığında öfkelendiğimizi, yüreğimiz ağzımıza geldiğinde, korku ve endişe içinde olduğumuzu, kanımız donduğunda, şok eden bir olayla karşı-karşıya olduğumuzda onun çırpınışlarına  göğüs kafesimiz dar gelmeye başlar.  Tam göğsümüzün ortasına bir acı oturduğunda ve o kanamaya başladığında anlarız ki yerine koyamayacağımız bir kayıbımız vardır.    Kırıldığında mutlaka haksızlığa uğramışızdır; kemirilmeye başlandığında şüphe ve kuşku içindeyizdir; yaralandığında vefasızlığa uğramışızdır. Sevinç ve mutluluklarımızda  kanatlanıp pır-pır kelebek gibi uçtuğunu hissederiz.  Alev-alev yanmaya başladığında ateş bacayı sarmıştır.  Aşk ateşidir bu; isteriz ki hiç sönmesin.. Göğüs duvarını güm-güm yumruklar da elimizi göğsümüze bastırırız dışarı kaçmasın.  Duygularımızı tercüme edip, kendine göre tepki veren 250-300 gramlık organdan, yani kalbimizden bahsediyorum.  Hani şu kin, nefret, kıskançlık, tamah, sahiplenme.. vb.,  kötülük adına ne varsa içinde barındırabilen ve iyilik, güzellik, kardeşlik, paylaşım, barış, sevgi ve aşk  adına ne varsa içine sığdırabilen minicik organdan.


Kısacık ömrümüz uzun yol koşucusudur kalbimiz.  Önüne insan eliyle aşamayacağı barikatlar konulmazsa ne mevsimlerin değişmesine aldırır ne gündüzün geceye dönmesine. Ömrümüzün sonuna kadar tıkır-tıkır çalışan bir motor, bir pompa gibi ritmik çalışmasına devam eder.   Hem de ne çalışma?!  Bir dakikada 60-80 vuruş yaparak,  bir gün içinde 9.000 litre kanı vücuda popmalar da banamısın bile medez.   Bu yürüyen bir insanın bir günde yüz bin adım atması demektir.. İster mutluluğun haykırışı olan sevinçten olsun, isterse korkunun kanı donduran şokundan, bedensel ve ruhsal bu değişikliklerde kandaki adrenalin miktarı yükseldiği için,  kalbin vuruşlarını hisseder, kalp atışlarının farkına varırız. Ama bunlar hastalık nedeniyle olmadığı için, olayın etkisinden çıktığımızda kalp atışları normale döner. Esas önemli olan çevre, yaşam koşulları, beslenme gibi insan eliyle yaratılan nedenlerden dolayı  bütün dünyada kalp ve damar hastalıklarında artmış olmasıdır.  Bilimsel araştırmalar, yakın bir gelecekte kalp hastalıklarının ölümlerin en önemli nedeni olacağını ortaya koyduğundan, Dünya Kalp Federasyonu İcra Heyeti Kalp ve Damar Hastalıklarının oluşumu ve risk faktörleri hakkında dünyanın her yerinde kamuoyuna eğitici mesajların verilmesi ve risk faktörlerini azaltmaya yönelik koruyucu tedbirlerin geliştirilmesine dikkat çekmek amacıyla her yıl Dünya Kalp Günü’nü kutlanmasına karar vermiştir. Türkiye Kalp  Vakfının da üye olduğu Dünya Kalp Federasyonu, Dünya Sağlık Teşkilatı ile Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Teşkilatı Unesco’nun resmi desteğinde her yıl Eylül ayının son Pazar gününü “Dünya Kalp Günü” olarak kutlanmaktadır.


28 Eylül 2008 tarihinde çeşitli etkinliklerle kutlanacak olan  Dünya Kalp Günü’nün sloganı “Riskinizi Biliyormusunuz?”dur. Yüksek kan basıncının, kolesterolun, şeker seviyesinin, aşırı kilonun, sigara kullanılmasının, sitres ve hareketsizliğin kalp ve damar hastalıklarının ana sebebi olduğu ve genetik olmamak koşuluyla, kalp hastası olmamanın  yaşam seçimlerimizle bağlantılı  olduğu bilinmektedir. Bu nedenle yaşamımızın kaçıncı basamağında olursak olalım, kalbimizin risk altında olup olmadığını saptamak için, zaman ayırmalı ve  “İşim çok, zamanım yok”  mazeretine sığınılmamalıdır” Çünkü kalp durduğunda, bitirmekte acele ettiğimiz işler için, yıllarca, asırlarca zamanımız olacaktır.


Yüksel Erdoğru


Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile