
Sanki yön tabelalarının altına "12 Mart günü bütün yollar Muğla'ya çıkar" yazılmış. Kente çevre il, ilçe ve beldelerden dalga-dalga araç konvoyları akıyor.
Karışıklık yok; sıkışıklık yok. Sadece akmak var. Araçlar park yerlerine yönlendiriliyor. Araçlarından çıkan insanlar, kent kalabalığına karışıp sel gibi miting alanına akıyor. 15 bin kişi bu, dile kolay! Kentin trafiği kadın trafik polislerine bırakılmış. Şehir içinde ne yöne gittiysem hep kadın trafik polisleri ile karşılaştım. Merakımı yenemeyip, bir kadın trafik polisin yanına gidip "Bugün miting olduğu için mi kadın trafik polisleri görevlendirildi?" diye sordum. Taşradan mı geldiğimi anlamaya çalışan gözlerle yüzüme bakıp, "Hayır! Trafiğin yoğun olduğu saatlerde genelde biz görev yaparız. Mesela Muğla'da her gün saat 08.00 - 09.00 arası trafiği kadın trafik polisleri idare eder" dedi. Beni yanıtlarken, bir yandan da eli ile yayalara "dur", araçlara "geç" işareti yapıyordu. Görev başındaydı; "neden?" diye soramadım. Ama kendi kendime "kadınların insan psikolojisinden anladıkları, çalışma hayatının her alanında olduğu gibi, sakinlikleri ile, zor ve stresli işlerde de daha başarılı oldukları gözlendi ki bu görev onlara verildi" diye düşündüm.
Bu minicik örnek bile, Muğla'nın neden Cumhuriyet'in kalesi olduğunu ve "evinde otur; üç çocuk doğur" zihniyetindeki insanların burada barınamadığını göstermeye yetiyor.
Bu küçücük örnek bile, Dr. Osman Gürün'ün 4 yıl üst üste yılın başarılı İl Belediye Başkanı seçilen tek Belediye Başkanı olduğunu ve Sayın Baykal'ın mitingde "işte yine ve yeniden Belediye Başkan Adayımız" diye, Dr. Osman Gürün'ün elini gururla havaya kaldırmasını anlamaya yetiyor.
Başbakan aylar önce "İsterim de isterim; Muğla'yı da isterim" diye tutturdu. Dahası örgütüne "Bana Muğla'yı getirin, benden ne diliyorsanız dileyin" diye açık çek de yazdı. Zaman gösterdi ki Muğla büyük lokma. Yutamayacak; boğazına duracak. "Madem lokma büyük, ben de parçalar, böler, küçük lokmalar halinde yerim" yöntemini uygulamaya başladı. Emperyalistlerden öğrendiği onca ders boşa gidecek değil ya!.
Muğla'dan ümidini kesen Başbakan, şimdi de tutturmuş "Marmaris'i istiyorum" diye. Başbakan ister de, iktidar partisi seferber olmaz mı? Önce Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay geldi Marmaris'e. Sonra da AKP Yerel Yönetimlerden sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Abdulkadir Aksu, AKP belediye başkan adayının seçim programlarına katılarak destek oldular. Hükümet desteğini de arkasına alan AKP Belediye Başkan adayı, Marmaris halkını tanıyor. Bir torba kömüre, iki paket pirinç ve nohuta kendisini satmayacağını biliyor. Hele-hele buzdolabı-çamaşır makinası ile kapılarına dayanılsa "hadi başka kapıya" diye kovulacağının da farkında. Onun için esnafa oynuyor. Elde edeceği rantın, halkın olacakmış gibi propagandasını yapıp, halkı kandırmaya çalışıyor
Baykal tüm bunların farkında olduğu için, "yine ve yeniden" demeden önce "Sadece iktidarın değil, dünyanın gözü Marmaris'in üzerinde, rantı büyük, imkanları geniş, herkesin ağzını sulandıran bir coğrafya parçamız. Oraya sahip çıkmak lazım. Önceki dönem sosyal demokrat olan M. Ali Acar büyük hizmetler vermesinin yanı sıra Marmaris'i o çıkarcı çevrelerden de uzak tutmayı başardı. Yaptıkları yapacaklarının teminatı olan M. Ali Acar, bu dönem de Marmaris Belediye Başkanı adayımızdır" diyerek M. Ali Acar'ın elini havaya kaldırırken, ekibi ile gurur duyduğu her halinden belli oluyordu.
Miting alanı birbirinden ilginç pankartlarla doluydu. Konuşmalarının arasında bu pankartları gördüğünü, okuduğunu, gerekli mesajı aldığını söyleyen Baykal, bazı pankartlara da gülmekten kendisini alamadı.
Hükümetin yanlış politikaları nedeniyle tarımın bittiğini, 7 yıllık dönem içinde en çok sıkıntı çekenlerin tarım sektörü olduğunu, sanayide 10 tezgahtan 4'ünün durduğunu, bunun işsizler ordusunu arttırdığını, bu hükümetin "fabrika açan değil, fabrika kapatan hükümet" olarak tarihe geçeceğini söyledi. Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşundan AKP iktidarına kadarki tüm hükümetlerin toplam borcunun 280 milyar dolar olduğuna dikkat çeken Baykal, "Bu hükümet 7 yıl içinde borcu 500 milyar dolara çıkardı; TOKİ evleri 220 milyar dolarlık borcu karşılar mı? Bu paraları ne yaptınız?" diye sordu. Başbakan'ın kendisine eskort vermeyi teklif ettiğini de söyleyen Baykal, "Ben halk adamıyım, halkın içinde rahatlıkla dolaşıyorum. Yüreğin yetiyorsa, polissiz, jandarmasız, korumasız gel beraber pazara çıkalım" dedi. Baykal, "2011 yılındaki genel seçimlerde iktidara geleceklerini ve şu anda görev yapan yönetimlerden de hesap soracaklarını" sözünü verip, katılımcılara teşekkür etti.
Yüksel Erdoğru
2011’DE İKTİDARIZ


Yaşamın Renkleri
Yayın Saati: 8 Kasım Pazartesi 14:00



